“Fikrî ve Sınaî Hak Korsanlığı ve Taklitçiliğinde Devletin Vergi Kaybı”

 
Bakanlık genelge no 134
Tarih 20 Mart 2006
Konu “Fikrî ve Sınaî Hak Korsanlığı ve Taklitçiliğinde Devletin Vergi Kaybı”

CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

Ülkemizde yürürlükte bulunan fikrî ve sınaî hak mevzuatı, fikrî haklarda korsanlığı, sınaî haklarda taklitçiliği yasaklamış bulunmaktadır. Bununla birlikte, 04.01.1961 tarih ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 9 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca, bu eylemlerin faillerinin vergi yükümlülükleri devam etmektedir. Bundan dolayıdır ki, bu alanda Devletin muazzam vergi kayıpları doğmaktadır.

Bu Genelge; fikrî ve sınaî hakların etkin uygulanması bağlamında, fikrî ve sınaî hak korsan ve taklitçiliği nedeniyle Devletin maruz kaldığı vergi kayıplarının ortadan kaldırılması için, fikrî ve sınaî hak ceza mahkemeleri tarafından verilerek kesinleşmiş kararların Cumhuriyet Başsavcılıklarınca Defterdarlıkların “Gelir Müdürlükleri”ne iletilmesi suretiyle, bu yönde bir işbirliğine gidilmesi amacıyla hazırlanmıştır.

I

FİKRÎ VE SINAÎ HAKLARIN HUKUKÎ YAPISI VE GELİŞİMİ
 

1)

Bilindiği üzere, fikrî ve sınaî haklar, insanın fikrî çalışmalarıyla ortaya koyduğu ürünler üzerindeki çeşitli hak ve menfaatlerin korunması suretiyle fikrî emek ve çalışmaların teşvik edilmesi felsefesine dayanmakta olup, bu teşvik sayesinde kültür, sanat ve teknoloji alanında gelişme sağlanacağı gibi, üretimin ve piyasadaki rekabetin arttırılmasında, kültürel yaşamın geliştirilmesinde ve teknolojinin yaygınlaştırılmasında da sözü edilen hakların önemli bir rol oynayacağı şüphesizdir.

 

2)

Fikrî ürün üzerindeki hakların korunması temeline dayanan fikrî ve sınaî mülkiyet hukuku ise; fikrî ve sınaî hak sahibinin belirlenmesini, yetkilerini, bu hakların korunmasını ve bunların çeşitli hukukî işlemlere konu olmasını düzenlemektedir. Fikrî ürün üzerindeki hakların korunmasının temelinde, bunların insanın en doğal hakkı olması gerçeği yatmaktadır. Bundan dolayıdır ki, 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 27 nci maddesinin ikinci fıkrasında “herkes, vucuda getirdiği her türlü bilim, edebiyat ve sanat eserlerinden doğan manevi ve parayla ölçülebilir menfaatlerinin korunmasını isteme hakkına sahiptir” denilerek, fikrî ürün üzerindeki manevî ve malî hakların kişinin en temel insan hakları arasında yer aldığı vurgulanmıştır. Yine, 27 nci maddenin ilk fıkrasında “herkes toplumun kültürel faaliyetlerine katılmak, güzel sanatlardan haz almak, bilim alanındaki ilerleyişe katılmak ve bunlardan yararlanmak hakkına sahiptir” denilmek suretiyle de, kim tarafından meydana getirilmiş olursa olsun, fikrî ürün sahibinin hakları gibi, bireylerin bu ürünlerden yararlanma haklarının temel insan hakları arasında olduğu belirlenmiştir.

  3)

 Temel insan haklarından olan fikrî hakların korunması, bir ülkenin kültür ve sanat alanındaki gelişmesinin en önemli hukukî alt yapısını oluşturarak, yaratıcılığı teşvik etmektedir. Sınaî hakların tanınması ve korunması ise, bir yandan araştırma ve geliştirmenin teşviki ile teknik bilgilerin değerlendirilerek yaygınlaştırılmasını sağlarken, diğer yandan da teknoloji transferine zemin hazırlamaktadır. Bununla birlikte, günümüzde taklit teknolojisinin gelişmesi sonucunda, fikrî ve sınaî haklara konu ürünlerin taklit edilmesi hem çok kolay hem de çok ucuz olduğundan, etkin bir koruma hak sahipleri için hayatî önem arzetmektedir. Ayrıca etkili bir fikrî ve sınaî hak koruma sistemi, ülkelerin ekonomik büyümesine olumlu katkılar sağlamaktadır. Zira yabancı yatırımcılar, faaliyetleri açısından etkin yasal düzenlemelerin bulunduğu ülkelerle ticaret yapmayı veya bu ülkelere yatırım yapmayı tercih etmektedirler

  4)

Son yıllarda dünya ticaretindeki gelişmelere paralel olarak fikrî ve sınaî mülkiyet hukukunda da yaşanmakta olan büyük gelişmeler, fikrî ve sınaî hakları uluslararası ticaretin en önemli unsurlarından birisi haline getirdiğinden, fikrî ve sınaî hakların korunmasına uluslararası bir standart getirilmesi önem kazanmıştır. Bu bağlamda, 15 Nisan 1994 tarihinde Dünya Ticaret Örgütünü Kuran Anlaşmanın eki olarak TRIPs Anlaşması kabul edilmiştir. TRIPs, Ticaretle Bağlantılı Fikrî Mülkiyet Hakları Hakkında Anlaşma olup, uluslararası alanda fikrî ve sınaî hakların minimum seviyede korunmasını amaçlamaktadır. Türkiye’nin 1995 yılından bu yana taraf olduğu bu Anlaşmayla, taraf ülkeler fikrî ve sınaî hakların etkin bir şekilde korunması için gereğini yerine getireceklerini taahhüt etmişlerdir.

  5)

Diğer taraftan, Avrupa Birliği ile ilişkiler bağlamında; bir aday ülke olan Türkiye, Gümrük Birliğine ilişkin 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı ile fikrî ve sınaî haklarla ilgili mevzuatını Avrupa Topluluğu (AT) mevzuatına uyumlaştırma taahhüdü altına da girmiştir.

  6) Bu çerçevede;
   

a)

Ulusal mevzuatta:
     

24.06.1995 tarih ve 556 sayılı “Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”,

24.06.1995 tarih ve 554 sayılı “Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”,

24.06.1995 tarih ve 551 sayılı “Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”,

 27.06.1995 tarih ve 555 sayılı “Coğrafî İşaretlerin Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”,

Yukarıda belirtilen Kanun Hükmünde Kararnamelerin yaptırımlarını öngören 07.11.1995 tarih ve 4128 sayılı “551, 554, 555, 556 sayılı KHK’lere Ceza Hükümlerinin Eklenmesi Hakkında Kanun”,

08.01.2004 tarih ve 5042 sayılı “Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin Kanun”,

22.04.2004 tarih ve 5147 sayılı Entegre Devre Topografyalarının Korunması Hakkında Kanun, çıkarılmış,

Mevcut 5848 sayılı “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu”nda; 07.06.1995 tarih ve 4110 sayılı Kanun, 21.02.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ve 12.03.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5101 sayılı Kanunla değişiklikler yapılmıştır.

24.06.1995 tarih ve 556 sayılı “Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”,

24.06.1995 tarih ve 554 sayılı “Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”,

24.06.1995 tarih ve 551 sayılı “Patent Haklarının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”,

27.06.1995 tarih ve 555 sayılı “Coğrafî İşaretlerin Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname”,

Yukarıda belirtilen Kanun Hükmünde Kararnamelerin yaptırımlarını öngören 07.11.1995 tarih ve 4128 sayılı “551, 554, 555, 556 sayılı KHK’lere Ceza Hükümlerinin Eklenmesi Hakkında Kanun”,

08.01.2004 tarih ve 5042 sayılı “Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin Kanun”, çıkarılmış,

Mevcut 5848 sayılı “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu”nda; 07.06.1995 tarih ve 4110 sayılı Kanun, 21.02.2001 tarih ve 4630 sayılı Kanun ve 12.03.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5101 sayılı Kanunla değişiklikler yapılmıştır.

   

b)

Uluslararası sözleşmeler bağlamında Türkiye:
     

1938 den beri Brüksel Metnine taraf olduğumuz 1886 tarihli Edebiyat ve Sanat Eserlerinin Korunmasına İlişkin Bern Sözleşmesi”nin 1979 tarihli Paris Metnine 03.09.2003 tarihinden itibaren,

1961 tarihli “İcracı Sanatçılar, Fonogram -ses kaydı- Yapımcıları ve Yayın Kuruluşları Hakkında 1961 Tarihli Roma Sözleşmesi”ne 03.09.2003 tarihinden itibaren,

1925 den beri Londra Metnine taraf olduğumuz 1883 tarihli Sınai Mülkiyetin Korunmasına Dair PARIS Sözleşmesinin 1 Şubat 1995 tarihli Stokholm Metninin 1-12. maddelerine 01.02.1995 tarihinden itibaren,

1970 tarihli “Patent İşbirliği Antlaşması (PCT)”na 01.01.1996 tarihinden itibaren,

1973 tarihli “Avrupa Patent Sözleşmesi”ne 11.2000 tarihinden itibaren,

1996 tarihli “MADRID Anlaşması’na İlişkin Protokol”e 01.01.1999 tarihinden itibaren,

1925 tarihli “Tasarımların Uluslararası Tesciline İlişkin LAHEY Anlaşması”nın Cenevre Metnine 01.01.2005 tarihinden itibaren,

1971 tarihli “Patentlerin Uluslararası Sınıflandırılmasına İlişkin STRASBOURG Anlaşması(IPC)”na 01.10.1996 tarihinden itibaren,

1957 tarihli “Marka Tescilinde Eşyaların ve Hizmetlerin Uluslararası Sınıflandırılmasına İlişkin NİS Anlaşması”na 15.10.1996 tarihinden itibaren,

1968 tarihli“Tasarımların Sınıflandırılmasına İlişkin LOCARNO Anlaşması”na 30.11.1998 tarihinden itibaren, taraf olmuştur.

 

 

 

 

 

 

 

Böylece Türkiye; hem TRIPs Anlaşması ve 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı gereklerini yerine getirmek, hem de etkin ve çağdaş bir fikrî ve sınaî haklar sistemi kurmak için başlattığı mevzuat çalışmaları sonucunda, bu alanda AT mevzuatına ve çağdaş uluslararası standartlara uyumu önemli ölçüde gerçekleştirmiştir.

II

FİKRÎ VE SINAÎ HAKLARIN ETKİN KORUNMASI BAĞLAMINDA KURUMLAR ARASI İŞBİRLİĞİ VE DEVLETİN VERGİ KAYBININ ÖNLENMESİ

 

1)

Etkin bir fikrî ve sınaî mülkiyet hakları sisteminin oluşturulması için yalnızca yasal düzenlemelerin yapılması yeterli olmayıp, bunların ilgililerce etkin bir biçimde uygulanması da gerekmektedir. Türkiye’de;

Fikrî ve sınaî hakların uygulanmasında doğrudan sorumlu olan kurumlar ;

madde işareti

Kültür ve Turizm Bakanlığı,

madde işareti

Türk Patent Enstitüsü,

madde işareti

Adalet Bakanlığı ve

madde işareti

Gümrük Müsteşarlığı olup,

İlgili diğer kurumlar ise;

madde işareti

İçişleri Bakanlığı,

madde işareti

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı,

madde işareti

Maliye Bakanlığı,

madde işareti

Sağlık Bakanlığı,

madde işareti

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ve

madde işareti

Türk Standartları Enstitüsüdür.

Ancak etkin bir koruma sağlanması ve fikrî ve sınaî hak korsanlığı ve taklitçiliği ile etkin mücadele edilebilmesi için söz konusu kurumların tek başlarına bu alanda faaliyette bulunmaları yeterli olmayıp, aralarında koordinasyon bulunması ve işbirliğine gidilmesi büyük önem arz etmektedir. Nitekim bu konuda kurumlar arası işbirliği çalışmaları da devam etmektedir.

 

2)

Bu bağlamda:

04.01.1961 tarih ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Vergiyi doğuran olayın kanunlarla yasak edilmiş bulunması, mükellefiyeti ve vergi sorumluluğunu kaldırmaz” şeklindeki 9 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükmünün, fikrî ve sınaî hak korsanlığı ve taklitçiliğine konu eylemin kanunlarla yasaklanmış olmasının, faillerinin vergi yükümlülüklerini ortadan kaldırmayacağını açıkça düzenlediği görülmektedir. Bunun yanı sıra, günümüzde suç ekonomisinde önemli bir yer tuttuğu görülen fikrî ve sınaî hak korsanlığı ve taklitçiliğinin pek çok pazarda söz konusu olabildiği; hukuka aykırı olarak işleyen böylesine muazzam bir pazarda ise Devletin çok büyük vergi (KDV, gelir vergisi gibi) kayıplarının ortaya çıktığı aşikardır. Bu nedenle fikrî ve sınaî hak korsanlığı ve taklitçiliğine karşı etkin bir korumanın sözü edilen ihlâller nedeniyle, Devletin uğradığı vergi kaybı da dahil tüm malî kayıplarını azaltacağı şüphesiz olup; bunu teminen fikrî ve sınaî hak korsanlığının ve taklitçiliğin tespiti hâlinde, Maliye Bakanlığına bağlı Defterdarlıkların “Gelir Müdürlükleri” ile işbirliğine gidilmesi zorunluluğu doğmuş bulunmaktadır.

 

3)

Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğünün doğrudan vergi kayıpları ile ilgili olan “kesinleşmiş fikrî ve sınaî hak ceza mahkemesi kararlarının”, Başsavcılıklar tarafından Defterdarlıkların “Gelir Müdürlüklerine” bildirilmesi durumunda vergisel yönden gerekli işlem yapılacağını belirten 24.12.2004 tarih ve 62090 sayılı yazıları ile bu hususta Bakanlığımızla yapılacak işbirliğine hazır oldukları anlaşılmaktadır.

SONUÇ  
 

Bu nedenlerle, fikrî-sınaî hak ceza davalarına bakan mahkemeler tarafından verilerek “kesinleşmiş” kararların birer suretinin Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından Defterdarlıkların “Gelir Müdürlükleri” ne iletilmesinin, hem Devletin vergi kayıplarının önlenmesini, hem de fikrî ve sınaî hakların etkin bir biçimde korunmasını sağlayarak, fikrî ve sınaî hak korsanlığı ve taklitçiliği ile mücadelede oldukça yararlı olacağı düşünülmektedir.

Bilgi edinilmesi ve keyfiyetin yargı çevrenizdeki Cumhuriyet Başsavcılıkları ile bilgileri yönünden mahkemelere duyurulması ve gereğinin buna göre ifasını önemle rica ederim.

                     

Cemil ÇİÇEK

                     

Adalet Bakanı

 

Genelgenin imzalı metnine ulaşmak için...